DENİZCE YAŞAM ROTANIZ
» 17/4/2007 - İnternet Alışkanlıkları
NewScientist’in haberine göre hızlı internetin günlük yaşama tam entegrasyonuyla birlikte artık yeni alışkanlıklar türedi. İnternetin en büyük avantajı kimlik gizliliği. Sosyal yaşamda kişilerin yapmaya cesaret edemediği birçok işi internetin kimliksiz ortamında yapmak daha kolay. Örneğin, eski sevgiliye gizli mesajlar gibi.
İnternet şöhretim: Kullanıcı kendi isim ve kimliğini internette arayarak, ne kadar ünlü olduğuna bakıyor.
Blog-İfşa: Önemli sırları veya kişisel bilgileri, kimliğini belli etmeden internette açıklamak. Birçok şirket sırrı ve dedikodular bu yolla yüzbinlerce kullanıcıya yayılıyor.
Crackberry: Kanadalı RIM şirketinin avuçiçi bilgisayar ürünü Blackberry kullanım alışkanlığının had safhası. Kullanıcı Blackberry cihazından e-postalarını kontrol etmekten kendini alamıyor, anneannesinin cenazesinde dahi.
Google-Takip: Eski arkadaşları veya sevgilileri internette arayarak şimdi ne yaptıklarını kontrol etmek.
Siberkondriyak: Hastalık hastalarına gün doğdu, internette o kadar bilgi kirliliği var ki, sıradan bir baş ağrısının dahi kanser olduğunu anlatan onlarca makale okuyup gecenizi zehir edebilirsiniz.
Foto-Canavarı: Hiç tanımadığınız bir kişinin internette yayınladığı fotoğraf albümünü karıştırmak.
Wikipedikolizm: İnternet ansiklopedisi Wikipedia’da uzun uzadıya araştırmalar yapmak, bir maddeden diğerine zıplayarak tüm gece bilgi yükleyip belki de ertesi güne yarısını unutmak.
Cheesepodding: Başkalarına dinlediğinizi itiraf edemediğiniz aşırı romantik şarkıları internetten indirip saatlerce dinlemek.
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
» 17/4/2007 - Yaşam Enerjisini Dengelemek
Yorgunluğunuz, durgunluğunuz, bitkinlik, halsizlik ve isteksizliğinizin, uyku bölünmeleri, çarpıntılar yürek sıkışmalarınızın, sırt-bel-boyun- göğüs ağrılarının, kaşıntı ve egzamalarınızın kaynağını ruhsal elektriğinizdeki kontak atmalarında aramalısınız."
Vücudunuz yetenekli bir enerji dönüşüm merkezidir. Taşıdığınız trilyonlarca hücre, besinlerle aldığınız gücü enerjiye çevirebilen organcıklarla donatılmıştır. Yiyecek ve içeceklerle aldığınız gücü kullanılabilir enerjiye çeviren süreçler, müthiş bir düzen içinde tıkır tıkır işler. Bu süreçleri etkileyen pek çok faktör var. Yaşınız, cinsiyetiniz, hormonal metabolik yetenekleriniz, genetik mirasınız ve kişisel sağlık hikayeniz bunlardan bazılarıdır.
HAYAT bir enerjidir. İhtiyacı olan enerjiyi beden ve ruhun o müthiş işbirliğinden alır.
Yürümek, koşmak, konuşmak, duymak, uyumak, gülmek, kızmak, yazmak gibi hayata ilişkin pek çok şey bu enerjiyi kullanır.
Ne vücudunuzun bol bol enerji üretmesi, ne de kalorileri yüklenmesi kendinizi canlı ve güçlü hissetmenize yetmez. 'Enerji' ve 'canlılık hissi' arasındaki ilişkiyi sadece kaloriler belirlemez.
Canlılık hissinde, biraz ruh sağlığının ve biraz da duygusallığın yeri olması gerekir. COŞKUYA ÖNEM VERİN
Enerjik ve canlı kalmayı, eskilerin deyişi ile 'taş gibi olmayı' istiyorsanız, hayatın gücünü sadece yediklerinizde, içtiklerinizde aramayın. 'Hayat çorbası'nın içine birer tutam huzur, coşku, sevinç ve birer parmak keyif, heyecan ve ümit katmaya bakın!
Hayat enerjisinin sadece yedikleriniz, içtiklerinizde gizli olmadığının farkına varmalısınız. Sağlığın 'bedensel ve ruhsal tam bir iyilik hali' olduğunu unutmayıp fiziksel metabolik süreçlere takılıp kalmamalısınız. Yorgunluğunuz, durgunluğunuz, bitkinlik, halsizlik ve isteksizliğinizin, uyku bölünmeleri, çarpıntılar yürek sıkışmalarınızın, sırt-bel-boyun- göğüs ağrılarının, kaşıntı ve egzamalarınızın kaynağını ruhsal elektriğinizdeki kontak atmalarında aramalısınız. Saydığımız bu ve benzeri sorunlar, çoğu kez bedenden kaynaklanmıyor.
Biraz korku, endişe, üzüntü veya güvensizlik dolu olan tabancayı bir anda patlatıyor. Eğer ruhsal enerji üretiminizin yeterli olmasını istiyorsanız şu önerileri bir kenara not alabilirsiniz:
ACELECİ OLMAYIN
Yavaşlayın. Sağlıklı bir ruh, bedeni ile yan yana yürüyen, ona gecede gündüzde, korkuda sevgide, tasada, endişede eşlik edendir. Ruhunuzu bedeninizden ayırmayın, onu koşturup yormayın. İşe 'yavaşlayarak başlayın'.
Ruhunuzu hayatın doğal hızına, olağan ritmine bırakın. Yemenizi içmenizi, aşık olup sevmenizi, yürümenizi, düşüncelerinizi, mümkün olduğu kadar yavaşlatın. Acele etmek için çok da acele davranmayın.
Beden ve ruhunuza baş başa kalmaları, konuşup anlaşmaları için zaman bırakın. Daha yavaş yemeye, dinlenmeye, uyumaya, zamanı uzatıp daha fazla yaşamaya, hayatı daha çok paylaşmaya bakın.
Eğer hayata daha çok değmek, huzur, keşif, neşe eklemek, hayatı geçmemek istiyorsanız birinci adımın hep aynı olduğunu unutmayın. İşe yavaşlayarak başlayın.
DİRENÇLİ OLUN
Size daha çok sağlık veren şeyin yalnızca pasta, börek, hamburger ve kurabiyelere gösterdiğiniz direnç olduğunu sanmayın.
Kaliteli ve formda bir hayat istiyorsanız direnmeniz gereken çok şey var:
Karamsarlık, korku, endişe, panik, hiddet, kızgınlık, kabalık, kin ve nefreti hayatınıza sokmayın.
KIZIP SİNİRLENMEYİN
Kızmayın, sinirlenmeyin. Her şey, her zaman daha önce hesaplanan, ölçülüp biçilenden farklı boyutlar kazanabilir.
Çevrenizde sizi üzen, bunaltan şeyler bazen yoğunlaşabilir. Bunları 'çevresel kirlenme' gibi algılayın.
'Huzurlu olmak, içe dönük yaşamda daha önceden örgütlü olmaktır. Kafa karışıklığı, güçlük, çatışma ve karşıtlıklar hep olacaktır.
Marifet, bu durumlarda da sinirlenmemek, kızmamaktır.
İç sükuneti, olabildiğince korumaktır' diyor Vincent Peale. Huzur ve sükunetin ürettiği enerji, temiz ve organik bir enerjidir. Kızgınlık, öfke, nefret gibi zararlı katkıları ihtiva etmez.
DAHA ÇOK SEVİN
Daha çok hayat enerjisi üretmenin en kolay yolu daha çok sevmektir. Sınırsız, karşılıksız sevmektir. Sevgi oktanı en yüksek, fiyatı en ucuz yakıttır. Bagajınıza daha çok sevgi yükleyin.
BAZEN BOYUN EĞİN
Kabul edin! Gerektiğinde direnmelisiniz. Ama uzun süreli dirençlerin, beyhude karşı gelmelerin, uzamış streslerin adrenalin, kortizon ve ensülin gibi fazlası can yakan hormonları artırdığını bilmelisiniz.
Biraz şans, kader, kısmet ve biraz da ilahi takdir hayatın içinde mutlaka yer almalıdır.
Böyle durumlarda Nehru'dan yararlanın:
'Hayat iskambil oyununa benzer. Elinize gelen kartlar gerçekliği temsil eder. O kartlarla oyunu nasıl oynadığınız ise özgür iradenizi... '
Elinize iyi kartlar gelmediğinde, mevcut kartlarla yetinin. Bekleyin, kabul edin, 'Bu da geçer' deyin.
Hayat sonsuz bir enerjidir. Bu enerjiyi sürekli olarak üretmek, üretirken tükenmemek, tüketmemektir.
Kirletmemek ve iyi yönetmek gerekiyor. Marifet hayatı uzatmakta değil, hayatı mutlu kılmakta, ona yeni ve farklı hayatlar ekleyip ritmini ve hızını bozmamaktır.
İnsanlar şişirilen kasları, silinen kırışıklıkları ile genç kalmıyor.
Genç kalmak, yaşadığıyla övünebilmek, istediğinde başını alıp gidebilmek, istediğinde kaldığı yerden ya da sil baştan başlayabilmektir.
Hayata taraf olmaktır.
Hayatı ıskalamamaktır.
Hayatın içinde kalmaktır.
Hayata her yaşta ve her sabah yeniden başlamaktır...
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
» 17/4/2007 - ATATÜRK KİMDİR:
Yıl 1976, UNESCO, üyelerine bir öneriyle gelir. Önce öneri paketindeki bir cümleyi sizlere okumak istiyorum.
Diyor ki ”Bugün UNESCO’nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa Kemal’dir.”
Öneri nedir? Öneri; "1981'de, onun doğumunun yüzüncü yılında, UNESCO üyesi 152 ülkenin devletleri aynı anda Atatürk'ün yüzüncü doğum yıldönümünü kutlasın" önerisidir.
Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve şöyle söyler:
“Ne yani, dünyada bu kadar devlet adamı var, hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?!”
Bu kinayeli sözler üzerine Rus delegesi ayağa fırlar, yumruğunu masaya vurur ve 152 ülkenin delegelerine aynen şöyle söyler;
”Genç delege arkadaşım, hatırlatmak isterim ki ATATÜRK öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir! Bırakın onu bir yıl anmayı; her ülke, her problemimizde çare olarak aramalıyız”
Sonra ne mi olur? UNESCO tarihinde ilk ve tekdir, hiç negatif oy yok, hiç çekimser oy yok; 152 ülke aşağıdaki metne imza atar. Hani İsveç delegesi demişti ya “ne yani” diye. O İsveç delegesi bu imzanın atıldığı gün mikrofona gelir ve aynen şunları söyler;
”Ben ATATÜRK’ü inceledim; bütün ülkelerden özür diliyor ilk imzayı ben atıyorum”
İşte o muhteşem UNESCO belgesi diyor ki;
“ATATÜRK KİMDİR:
ATATÜRK ULULARARASI ANLAYIŞ, İŞBİRLİĞİ, BARIŞ YOLUNDA ÇABA GÖSTERMİŞ ÜSTÜN KİŞİ; OLAĞANÜSTÜ DEVRİMLER GERÇEKLEŞTİRMİŞ BİR İNKİLAPÇI; SÖMÜRGECİLİK VE YAYILMACILIĞA KARŞI SAVAŞAN İLK ÖNDER; İNSAN HAKLARINA SAYGILI, DÜNYA BARIŞININ ÖNCÜSÜ, BÜTÜN YAŞAMI BOYUNCA İNSANLAR ARASINDA RENK, DİL, DİN, IRK AYIRIMI GÖSTERMEYEN, EŞİ OLMAYAN DEVLET ADAMI; TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN KURUCUSU.”
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
» 17/4/2007 - Zayıflama Çaylarına Dikkat!
Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Tözüm’e göre, daha kaliteli bir yaşam için tüketilen bu ürünleri kullanırken sağlık üzerindeki etkilerinin farkında olmak büyük önem taşıyor.
Zayıflama çaylarında bulunan alkaloit adlı kimyasalların, akut hepatit başta olmak üzere hızlı seyirli ve ölümcül sarılık ve siroz gibi ciddi karaciğer hastalıklarına neden olduğu belirtildi. Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Nurdan Tözüm, “Son zamanlarda moda haline geldi ama ben zayıflamak için çay tüketilmesini önermiyorum. Kullanan kişinin de bu çayların, sağlığına zarar verebileceğini ve karaciğerinde geçici ya da kalıcı ciddi hasar bırakabileceğini bilmesi gerekir” dedi.
UZAKDOĞU’DAN GELEN ÇAYLARA DİKKAT Prof. Dr. Nurdan Tözüm, son dönemlerde sıkça tüketilen zayıflama çaylarının özellikle yüksek dozlarda alındığında vücutta biriktiğini ve çayların içindeki alkaloit kimyasalının da karaciğer hücrelerine ciddi zarar verdiğini söyledi. Prof. Tözüm, “Uzakdoğu’dan gelen bir takım çayların karaciğerde hasara neden olduğunu önceden biliyoruz. Bu bitkiler, doğadan çıktıkları şekliyle alkaloit içeriyor ki bu madde karaciğer üzerinde toksik etkiye sahiptir”dedi.
Bitkisel zayıflama çaylarının yan etkileri ile ilgili vaka ve rapor bildirimlerinden yararlandıklarını belirten Prof. Tözüm, bu çayların siroza bile yol açabileceğini ifade etti. “Özellikle Çin ve Jamaika’dan elde edilen özel çaylar, karaciğer hücresinde akut hepatite dolayısıyla karaciğer hücresinde yoğun hasara neden oluyor. Çok nadir de olsa hızlı seyirli ve ölümcül hepatite yol açabilir. Uzun vadede sürekli kullanılırsa karaciğer toplardamarlarında hasar yapıp siroza bile neden olabilir. Ancak genelde bizim en çok korktuğumuz, akut hasara yol açmasıdır. Bu, literatürde çok sık rastladığımız bir durumdur. Mesela bizim aloevera kullanıp karaciğer nakline giden iki hastamız oldu, en çok bildirim de Amsterdam ve Fransa’dan yapılıyor.”
ADAÇAYI VE IHLAMUR RAHATLIKLA İÇİLEBİLİR Zayıflama çaylarının karaciğer hücreleri üzerindeki zararlı etkisiyle ilgili bilginin, diğer bitki çayları için de geçerli olup olmadığı sorusuna Prof. Tözüm, “Bütün bitkisel çayların zararlı olduğunu söylemek mümkün değil. Çünkü bu ürünlerle ilgili çok fazla kontrollü ve tıbbi çalışma henüz yok. Ancak bazı bitki çayları açıkta ve çok ucuza satılıyor. En azından bu ürünlere itibar edilmemeli, bütün dünyada satılan ve zararı görülmemiş ada çayı, ıhlamur gibi çayların tüketilmesinde hiçbir sakınca yok” diye cevap verdi.
ZAYIFLAMAK İÇİN ÇAY İÇMEK DOĞRU DEĞİL Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Tözüm’e göre, daha kaliteli bir yaşam için tüketilen bu ürünleri kullanırken sağlık üzerindeki etkilerinin farkında olmak büyük önem taşıyor. “Zayıflamak için çay tüketmemek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bunların içinde diüretik dediğimiz idrar söktürücüler var. Bunlar vücudun daha çok suyunu atıyor, oysa ki insan bol su içse aynı etkiyi sağlar ve daha sağlıklı olur. Yani tüketici, bu çayların bazı riskleri yanında getirebildiğini ve karaciğerlerinde akut ya da kalıcı hasar bırakacağını bilmeli.” |
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
» 17/4/2007 - Küresel Isınma Dosyası
Küresel ısınma hayatımızı kökten değişterecek. Akdeniz ülkeleri çöle dönecek. Toplu göç başlayacak.
Endişelenin, çok endişenin. Hatta korkmaya başlayın. Çünkü küresel ısınma artık durdurulamaz bir noktaya doğru ilerliyor. Küresel ısınma insanlığın sonunu getirebilir... Bu ifade dünyanın en saygın haber dergileri arasında gösterilen Time’a ait.. Dünyanın son 5 yıldır üzerinde en çok tartıştığı konuların başında küresel ısınma geliyor. G-8 zirvelerinde ve uluslararası toplantılarda terörizmle birlikte gündemin ilk maddelerini oluşturuyor. Uyarılar, çoğumuza son birkaç yıla kadar felaket tellallığından öteye gitmeyen, hayal sınırlarını zorlayan senaryolar olarak geliyordu. Ancak küresel ısınmanın bir hayal ürünü olmadığı, hayatımızı derin bir şekilde etkilemeye başlamasıyla anlaşıldı.
2006 yılı, meteoroloji kayıtlarının tutulduğu 17’nci yüzyıldan bu yana en sıcak 6’ncı yıl oldu. Ülkemizde ve tüm dünyada yağış miktarı azaldı. Kuzey yarımküredeki diğer birçok ülke gibi Türkiye’de de barajlar kurudu. Ocak ayının ilk haftasını geride bırakmamıza rağmen sert kış soğukları hâlâ başlamadı. Türkiye’nin kayak merkezlerindeki kar seviyesi son yılların en düşük seviyesine geriledi.
İklimde gözlenen anormallikler aslında Sanayi Devrimi’nden hemen sonra, yani 1750’li yıllarda başladı. Atmosfere salınan metan gazı oranı son 25 yılda yüzde 31, karbondioksit oranı ise yüzde 149 arttı. Karbondioksit oranı, dünyada binlerce volkanın aktif olduğu 40 milyon yıl önceki seviyeye çıktı. Son yüzyılda dünyanın ortalama hava sıcaklığı 0.6 derece arttı. Korkutucu olan ise ısınma hızının katlanması.... 1979’dan bu yana her 10 yılda hava sıcaklığı 0.12 derece yükseldi. Bu, artış hızının yükselmemesi durumunda bile 2100 yılında dünya atmosferinin ısısı 1.2 derece artacak. Küresel ısınma, sadece kışların daha ılıman olmasına değil, iklimlerin değişmesine, ilkbahar ve sonbahar gibi ara mevsimlerin yok olmasına, sert kışlar ve kurak yazlar yaşamasına neden olacak. Yani kuraklık nedeniyle göçler başlayacak, şehirler dolacak ve insanlık tarım, sanayi ve iletişim devriminden sonra bu kez de “iklim devrimini” yaşayacak.
Peki dünya nasıl ısınıyor? Küresel ısınma, insanlar tarafından üretim veya tüketim esnasında atmosfere salınan karbondioksit ile metan gibi zararlı gazların yeryüzü ısısını artırması" olarak açıklanıyor. Güneş'in yaydığı kızılötesi ışınlar milyonlarca kilometrelik bir yolculuktan dünyamıza ulaşıyor. Işınları yeryüzüne çarparak toprağı ve denizleri ısıtıyor. Işınlar yeryüzüne çarptıktan sonra yansıyarak tekrar uzay boşluğunun derinliklerine karışıyor. Bu noktada gaz kirliliği devreye giriyor. Yeryüzünden yansıyan ışınlar atmosferde biriken metan ve karbondioksit gazlarına takılıyor ve yeniden yansıyarak yeryüzüne dönüyor. Böylece normal şartlar altında atmosferi terk etmesi gereken ışınlar, atmosferde "sıkışıp kalıyor" ve dünyamızın daha fazla ısınmasına yol açıyor.
Eskimolar bile artık buzdolabı satın alıyor - Kuzey Kutbu’na en yakın ülkelerden biri olan İzlanda’da Haziran’da hava sıcaklığı 24 derece olarak ölçüldü. Kutup ayıları kış uykusundan erken uyanmaya başladı.
- Dünyanın en yüksek noktası olan Everest tepesi küresel ısınma nedeniyle alçalıyor. Himalaya Dağları üzerinde bulunan 8848 metrelik yüksekliğindeki tepe, Çinli uzmanlara göre zirvesinde bulunan buzulların erimesi nedeniyle 1.3 metre kısaldı.
- 1912 yılından bu yana Tanzanya’daki Kilimanjaro dağının 5 bin 895 metre yükseklikteki zirvesinde karların yüzde 80’i eridi, 2020’ye kadar zirvedeki karların tamamen yok olacağı tahmin ediliyor.
- Kuzey Kutbu’ndaki Eskimolar da sıcaktan bunaldı. “Eskimolara buzdolabı, klima satılmaz” şeklindeki pazarlama deyimini tarihe gömen gelişme, Kanada’nın Montreal kentinin 1600 kilometre kuzeyindeki Eskimo köyü Kuujjuaq’ta yaşandı. Köyün yerlileri, geçen yaz kendilerini bunaltan sıcaklar yüzünden 10 adet klima ve 20 buzdolabı satın aldı.
Kuşlar erken yumurtlamaya başladı tropik hastalıklar Avrupa’yı vurdu Terörizmle birlikte en büyük sorun olarak gösterilen küresel ısınma, dünya genelinde kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. İngiltere Meteoroloji Kurumu’na (MET) göre Avrupa ülkelerinde Aralık ayında sıcaklık mevsim normallerinin 3-5 derece üzerine çıktı. MET uzmanları, “Sıcaklar gidiyor sanmayın, 2006, tarihin en sıcak 6’ncı yılı olmuştu. 2007 ise en sıcak yıl olacak” dedi. İşte küresel ısınmanın etkileri:
Yaprak dökülmüyor - Avrupa’da çiçekler 1950 yılına göre 1 hafta daha erken açıyor ve sonbaharda 1950 yılında göre 5 gün sonra yaprak döküyor.
- Biyologlar birçok kuş ve kurbağa türünün erken üremeye başladığını belirtiyor. Araştırmalar, göçmen olmayan 35 tür kelebeğin eskiye oranla 240 kilometre daha kuzeyde dolaştığını gösteriyor.
Alpler’de kar yok! - İskandinav ülkelerinde her kış donup karla kaplandığı için kapanan golf otelleri bu yıl yüksek sıcaklıklar nedeniyle hizmet vermeye devam ediyor.
- İsviçre, Fransa ve İtalya’ya yayılan Alp Dağları’ndaki kayak merkezleri, kar yağmayınca yapay karla idare etmek zorunda kaldı. İsviçre bankaları Alpler’de 1500 metre altında olan kayak tesislerine kredi vermeyi reddediyor.
- Almanya’da ilkbahar aylarında görülen saman nezlesi şikayetleri, yüzlerce yıl sonra ilk kez bu ay başgösterdi.
Meyve ağaçları çiçek açıyor - ABD'nin New York kentinde hava sıcaklığı 18 dereceye çıktı. Mevsim normallerinin 10 derece üzerinde seyretmesi üzerine meyve ağaçları çiçeklenmeye başladı.
- Moskova'da papatyalar ve menekşeler çiçek açtı. Dondurucu soğuğuyla tanınan başkentte Ocak ayı ortalama sıcaklığı 7 dereceye yükseldi.
- Dünya genelinde mercan kayalıkları güneşli günlerde deniz suyu sıcaklığının 29.5 dereceye yükselmesi nedeniyle içindeki deniz yosunlarını ve organizmaları kaybettiği için ağarıyor.
Afrika’ya döndük - Bilim adamları Avrupa’da 50 yıldır görülmeyen tropik hastalıkların yeniden patlak verdiğini açıkladı. Uzmanlar, “Ortalama hava sıcaklıkları arttıkça, Afrika’dan salgın hastalıklar Avrupa’ya sıçramaya başladı” dedi.
150 kişi can verdi - İtalya’da 1970’ten bu yana ilk kez sıtma vakaları görülüyor. Encephalitis adı verilen tropik hastalık, beyinde ölümcül enfeksiyonlara yol açılıyor. 100 yıl aradan sonra ilk kez Fransa, İtalya ve İspanya’da görüldü. Sineklerin taşıdığı parazitler aracılığıyla bulaşan visceral leishmanasas adlı hastalık da ilk kez görülüyor. Son 5 yılda Avrupa’da 150 kişi bu hastalık yüzünden can verdi.
Balık göçü başladı - Akdeniz’in sularının ısınmasıyla deniz canlılarının yüzde 20’sini de Kızıldeniz’den göç eden tropik balıkları oluşturuyor. ABD’nin kuzey eyaletlerinde sıcaklık 15 dereceyi aştı.Buzlu sularda geleneksel yüzme yarışmaları düzenleyen Amerikalılar, şimdi kumsalda güneşleniyor.
****************
Dünyanın en saygın 3 kurumunun hazırladığı raporlar, bu durumda insanoğlunun karşılaşacağı korkunç felaketleri gözler önüne serdi:
Ortadoğu’da su için kanlı savaşlar çıkacak Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon’un raporuna göre, 2020 yılından itibaren dünyada su ve enerji kıtlığı baş gösterecek.
Avrupa’daki Venedik gibi kıyı kentleri sular altında kalacak. Su ve enerji kaynaklarını korumak için Japonya, Almanya, Kuzey Kore, Güney Kore, İran ve Mısır nükleer silah geliştirecek
Tarım alanlarının ve su havzalarının korunması ve ele geçirilmesi nedeniyle çıkacak çatışmalar, terör örgütleri kanalıyla bölgesel savaşlara dönüşecek.
İstanbul kıyıları sular altında kalacak Eski Dünya Bankası ekonomistlerinden Nicholas Stern İngiliz hükümeti için hazırladığı küesel ısınma raporunda karamsar bir tablo çizdi
15 yıl içinde küresel ısınma nedeniyle sıcaklığı ortalama 2 derece artması dünya ekonomisinde 7 trilyon dolar zarara yol açacak.
200 milyon kişi evsiz kalacak, Sahra Çölü Afrika’yı kaplayacak.
Deniz seviyesi 1 metre yükselecek. Kıribati, Tuvalu gibi ülkeler haritadan silinenecek İstanbul, Los Angeles ve Venedik sular altında kalacak.
Bir milyon canlı türü yeryüzünden yok olacak Birleşmiş Milletler’in Küresel Isınma Raporu’na göre 65 milyon yıl önce yok olan dinozorlardan sonra ilk kez hayvan ve bitki türleri bu kadar hızlı siliniyor. 100 yıl içinde yeryüzündeki tüm canlı türlerinin yarısı yok olacak.
Küresel ısınma bu hızla devam ederse 2050 yılına kadar yeryüzündeki bitki türlerinin yüzde 37’si, yani 1 milyon hayvan ve bitki türü ortadan kalkacak.
Okyanus suları ısınacak. Bu da aşırı nemli iklimlere, kasırgalara neden olup kıyı bölgelerinde yaşayanları tehdit edecek.
Atmosfer karbona boğuldu Sanayi Devrimi’nin başladığı 1780’lerde atmosferdeki karbondioksit orani yüzde 0.02’ydi. Günümüzde bu oran yüzde 0.04’e yükseldi. Gelecek yüzyılda bu oran yüzde 0.08’lere varacak.
En büyük suç enerjide Küresel ısınmanın baş nedeni olan sera gazları üretiminde birincilik elbette enerji santrallerinin elinde. Başta karbon olmak üzere atmosfere yayılan sera gazlarının yüzde 21.3’lük bölümünden elektrik elde etmek için kömür, petrol gibi fosil yakıtların kullanıldığı enerji santralleri sorumlu. Ev içi tüketimin için de ise ısınma, ışıklandırma ve yiyecek içecek tüketimi bulunuyor.
Evinizdeki ampuller çevre dostu olsun Ampüllerinizi değiştirin. Enerji dostu yeni nesil ampüller, standartlardan yüzde 66 daha az enerji harcıyor. Geleneksel ampüllerinizden sadece 3’ünü, yeni çevre dostu ampüllerle değiştirdiğinizde, hem yılda 135 kilo karbon gazının atmosfere salınmasını önlemiş hem de tasarruf yapmış olursunuz.
Cipler binek otodan iki kat daha zararlı Ortalama bir cip, şehir içinde 10 kilometrede 3 kg karbon gazını atmosfere salıyor. 94 model bir Ford Escort için bu oran 1.8 kg. Yani ortalama bir arazi aracı, binek otomobilden yüzde 47 daha fazla karbon üretiyor. Ayrıca inik lastikler otomobilin yılda 115 kg karbonu atmosfere yayması anlamına geliyor.
**********
Petrol ve doğalgazda dünyanın dışarıya en fazla bağımlı bölgesi olan 27 üyeli Avrupa Birliği, özellikle son dönemde dünya için felaket sinyalleri veren küresel ısınmayla mücadelede çok katı bir program uygulamaya karar verdi. AB’nin yeni hazırladığı küresel ısınma raporunun korkutucu sonuçları doğrultusunda Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso dün Brüksel’de hedefleri açıkladı.
RÜZGAR ENERJİSİ KULLANILACAK Buna göre küresel ısınmada başrolü oynayan karbondioksit, metan ve nitrotoksit gibi sera etkisi yaratan gazların salınımı 2020 yılına kadar, 1990’daki oranların en az yüzde 20 altına düşürülecek. Bunun için de rüzgar ve güneş enerjisi gibi düşük karbonlu ve yenilenebilir, temiz enerji kaynaklarının kullanımına odaklanılacak.
SERA GAZI YÜZDE 20’YE ÇEKİLECEK Önerilerde, üye devletlerin 2020 yılına kadar yenilenebilir enerji payını en az yüzde 20’nin üzerine çıkarması isteniyor. AB’nin bu alandaki hedefi daha önce 2010 yılına kadar yüzde 12 olarak belirlenmişti.
BİTKİSEL AKARYAKITA GEÇİLECEK AB Komisyonu ayrıca biyo-yakıtların (bitkisel akaryakıt) payının 2020 yılında en az yüzde 12’ye yükseltilmesini öneriyor. “Önemli olan, karbona daha az bağımlı bir ekonomi yaratmaktır” diyen Barroso, bu bağlamda, nükleer enerji konusunda üye ülkelere bir kısıtlama getirmeyeceklerini ve ülkesel tercihlere saygı duyacaklarını belirtti.
ABD’DEN DE DESTEK İSTENDİ AB Komisyonu’nun önerisinde, zararlı atık gazlarıyla dünyayı en fazla kirleten ABD başta olmak üzere, diğer sanayileşmiş ülkelerin de sera gazı salımını azaltmaya karar vermesi halinde, AB’nin de bu gazları yüzde 20 azaltma hedefini yüzde 30 olarak yeniden belirleyeceği bildirildi. İŞTE AB’NİN FELAKET RAPORU:
Sıcaklar yılda 90 bin can alacak Avrupa Birliği’ni küresel ısınmaya karşı bu kadar sert önlemler almaya iten geniş kapsamlı raporda, “2071 yılında ortalama hava sıcaklıkları, küresel ısınma nedeniyle 1990 yılındaki seviyenin 3 derece üzerine çıkarsa, Avrupa genelinde her yıl 90 bin kişi sıcaklardan can verecek. Aynı tarihte 2.2 derecelik bir artış durumunda ise sıcaktan ölen insan sayısı 36 bin olacak” şeklindeki bulgu en can alıcı noktayı oluşturdu. Türkiye’nin de dahil olduğu Akdeniz ülkeleri için büyük bir kuraklık uyarısı yapılan raporda, bu iklim bölgesinde turizm ve balıkçılığın biteceği; iklimi ılımanlaşan Kuzey Avrupa’nın ise yeni turizm merkezi olacağı belirtiliyor. İşte rapordan çarpıcı uyarılar:
* Avrupa’nın kuzeyinde daha ılıman bir iklim olacak. Bu sayede tarım üretimi yüzde 70 artacak. Kuzey Denizi sahilleri yeni Riviera olacak. İsveç ve İngiltere gibi ülkeler, küresel ısınma nedeniyle avantajlı konuma geçecek. Kışlar daha ılıman geçeceği için bu ülkelerdeki ölüm oranları azalacak. Turistler artık tatilleri için güney Avrupa’yı değil kuzeyi tercih edecek.
* Dünya genelinde turistlerin yüzde 15’i Akdeniz ülkelerini ziyaret ediyor. Ancak küresel ısınma nedeniyle İtalya, Fransa, Türkiye, İspanya ve Yunanistan gibi Akdeniz ülkelerinde kuraklık başlayacak. 100 milyar euro’luk turizm sektörü ağır darbe yiyecek.
* Deniz sularının en az 1 metre yükselmesi bekleniyor. Bu durumda sahil bölgelerindeki yerleşim birimleri sular altında kalacak. Küresel ısınmanın maliyeti 2020’de 4.5 milyar euro olacak. 2071’te ise maliyet yıllık 42 milyar euro’ya kadar çıkacak.
* Küresel ısınma sadece kuraklığa yol açmakla kalmayacak; aynı zamanda deniz sularındaki asit seviyesinin de artmasına neden olacak. Akdeniz’deki balık türleri yok olacak. Birçok balık kuzeye göç etmek zorunda kalacak. Dolayısıyla balıkçılık büyük darbe alacak.
* Emisyon, yani atmosfere salınan zehirli gazların oranlarının 1990’daki seviyenin yüzde 20 ya da yüzde 30 altına çekilebilmesi durumunda küresel ısınmanın önüne geçilebilir. Ancak bu başarılamazsa, ısınma Avrupa’yı bölecek. Kuzey, turizmle zenginleşirken, güneydeki kuraklık, toprakları verimsizleştirip, refahın düşmesine neden olacak.
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|