DENİZCE YAŞAM ROTANIZ
» 17/4/2007 - Zayıflama Çaylarına Dikkat!
Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Tözüm’e göre, daha kaliteli bir yaşam için tüketilen bu ürünleri kullanırken sağlık üzerindeki etkilerinin farkında olmak büyük önem taşıyor.
Zayıflama çaylarında bulunan alkaloit adlı kimyasalların, akut hepatit başta olmak üzere hızlı seyirli ve ölümcül sarılık ve siroz gibi ciddi karaciğer hastalıklarına neden olduğu belirtildi. Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Nurdan Tözüm, “Son zamanlarda moda haline geldi ama ben zayıflamak için çay tüketilmesini önermiyorum. Kullanan kişinin de bu çayların, sağlığına zarar verebileceğini ve karaciğerinde geçici ya da kalıcı ciddi hasar bırakabileceğini bilmesi gerekir” dedi.
UZAKDOĞU’DAN GELEN ÇAYLARA DİKKAT Prof. Dr. Nurdan Tözüm, son dönemlerde sıkça tüketilen zayıflama çaylarının özellikle yüksek dozlarda alındığında vücutta biriktiğini ve çayların içindeki alkaloit kimyasalının da karaciğer hücrelerine ciddi zarar verdiğini söyledi. Prof. Tözüm, “Uzakdoğu’dan gelen bir takım çayların karaciğerde hasara neden olduğunu önceden biliyoruz. Bu bitkiler, doğadan çıktıkları şekliyle alkaloit içeriyor ki bu madde karaciğer üzerinde toksik etkiye sahiptir”dedi.
Bitkisel zayıflama çaylarının yan etkileri ile ilgili vaka ve rapor bildirimlerinden yararlandıklarını belirten Prof. Tözüm, bu çayların siroza bile yol açabileceğini ifade etti. “Özellikle Çin ve Jamaika’dan elde edilen özel çaylar, karaciğer hücresinde akut hepatite dolayısıyla karaciğer hücresinde yoğun hasara neden oluyor. Çok nadir de olsa hızlı seyirli ve ölümcül hepatite yol açabilir. Uzun vadede sürekli kullanılırsa karaciğer toplardamarlarında hasar yapıp siroza bile neden olabilir. Ancak genelde bizim en çok korktuğumuz, akut hasara yol açmasıdır. Bu, literatürde çok sık rastladığımız bir durumdur. Mesela bizim aloevera kullanıp karaciğer nakline giden iki hastamız oldu, en çok bildirim de Amsterdam ve Fransa’dan yapılıyor.”
ADAÇAYI VE IHLAMUR RAHATLIKLA İÇİLEBİLİR Zayıflama çaylarının karaciğer hücreleri üzerindeki zararlı etkisiyle ilgili bilginin, diğer bitki çayları için de geçerli olup olmadığı sorusuna Prof. Tözüm, “Bütün bitkisel çayların zararlı olduğunu söylemek mümkün değil. Çünkü bu ürünlerle ilgili çok fazla kontrollü ve tıbbi çalışma henüz yok. Ancak bazı bitki çayları açıkta ve çok ucuza satılıyor. En azından bu ürünlere itibar edilmemeli, bütün dünyada satılan ve zararı görülmemiş ada çayı, ıhlamur gibi çayların tüketilmesinde hiçbir sakınca yok” diye cevap verdi.
ZAYIFLAMAK İÇİN ÇAY İÇMEK DOĞRU DEĞİL Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Tözüm’e göre, daha kaliteli bir yaşam için tüketilen bu ürünleri kullanırken sağlık üzerindeki etkilerinin farkında olmak büyük önem taşıyor. “Zayıflamak için çay tüketmemek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bunların içinde diüretik dediğimiz idrar söktürücüler var. Bunlar vücudun daha çok suyunu atıyor, oysa ki insan bol su içse aynı etkiyi sağlar ve daha sağlıklı olur. Yani tüketici, bu çayların bazı riskleri yanında getirebildiğini ve karaciğerlerinde akut ya da kalıcı hasar bırakacağını bilmeli.”
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
» 17/4/2007 - Kanser en çok neyi sever?
Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg'un buluşunu öğrenir. 1930'lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur. Bu, o kadar önemli bir buluştur ki, Otto Warburg'a Nobel ödülü kazandırmıştır. Otto Warburg'a göre kanserin bir temel sebebi vardır. Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun, oksijensiz - anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir. Warburg'un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır? Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır. Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır. Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir. Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma (fermantasyon) süreciyle metabolize olduğudur. Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha fazladır. Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor: Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır. Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir. Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar. Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa... Proteinlerden şeker Bu ziyan sendromuna kaşeksi denir. Kaşeksi vücudun proteinlerden (evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan değil de, proteinlerden) "glükoneogenez (yeniden glükoz yapımı)" işlemiyle, şeker elde etmesidir. Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker. Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek mantıklı geliyor mu size? Yani karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak? Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur (işe de yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür. Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez. Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü şeker kanseri beslemektedir. Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir? Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir. Belki Otto Warburg'un buluşunu duymuştur ama geri kalan parçaları tamamlayamamıştır. Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir. Aslında 1978'e kadar ABD'nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin kanserle bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi!!!! Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle ortaya çıktılar. Bunlardan biri 'Laetrile'dir. Kaşeksili hastaların yüzde 50'den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir. Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir "akıllı bomba" üzerinde çalışmaktadır. Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır. İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar. Kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir. Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır. Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır. Kanser, çiğ yiyeceklerdense pişmiş yiyecekleri sever. Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir. Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın. Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin! Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz. Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı. Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine "Sağlığa zararlıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır." ibaresinin konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında. (Editörün notu: Ama maalef hiç birinin üzerinde böyle bir ibare yok). Kaynak: International Wellness Directory Prof. Dr. Ahmet Aydının yorumu Şekerli gıdalar nasıl kansere neden olur? Aslında Nobel Tıp Odülünü alan Alman Otto Warburg yıllar önce (1931) kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizmasının olduğunu (oksjenli metabolizma yerine oksijensiz metabolizma) ve şekerin kanserli hücreleri beslediğini göstermiştir (1). Aşırı şekerli gıdalar yemek insülin direncine yani hiperinsülinizme yol açar. Hiperinsülinizm, insüline benzer büyüme faktörü (IGF) bağlayıcı protein-1 ve -2 (IGFBP-1 ve IGFBP-2) sentezini azaltarak serbest IGF-1 düzeyini artırır. Serbest IGF-1 hemen hemen bütün dokular için potent bir mitojeniktir. Yani hücre üremesini kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere neden olur (2-4). Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı? İngiltere'de 1815 de 5 kgcıvarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970'de 50 kg'ın üzerine çıkmıştır (5). 1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşları önceki yıllara oranla yılda 100 litredaha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir. Türkiye'deki durum da artık çok farklı değildir. Çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadır. Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir. Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir; * Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin. * Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren 'light' hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin. * Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın. * Bol taze sebze ve meyve yiyin * Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin. * Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin. * Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin. * Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse manda sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin. * Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin. * Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin * Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!) * Streslerden uzak durun * İyi uyuyun. * Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durum. * D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın. * Yeteri derecede egzersiz yapın * Aşırı alkol kullanmayın * İşlenmiş soya ürünü yemeyin. * Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir. * Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler. * Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir. * Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın. Prof. Dr. Ahmet AYDIN İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
» 17/4/2007 - Boyun Kütletme Fıtık Nedeni
Aydın 82. Yıl Devlet Hastanesi Beyin Omurilik ve Sinir Hastalıkları Cerrahisi Uzmanı Operatör Doktor Erdinç Altıncık, “rahatlama amacıyla yapılan bazı hareketler kısa süreli fayda verse de felce dahi gidebilecek rahatsızlıkları getirebiliyor” dedi.
Erdinç Altıncık, günümüzde boyun ve bel rahatsızlığı hastalıklarının çok sık rastlanan bir duruma geldiğini, hastalığın yaş ve iş farkı gözetmeksizin karşılarına çıkabildiğini söyledi. Yoğun iş stresi ile bunalan, masa başında uzun süre kalan kişilerin rahatlamak maksadıyla “boyun kütletme”, “parmak çıtlatma”, “berberde ya da hamamda masaj” yaptırma yoluna gittiklerini, boyun ve sırt ağrısı çekenlerin “ayakla çiğnetme’ ve “kupa vurma’ gibi bilimsel olmayan yöntemleri denediğini anlatan Altıncık şöyle konuştu: “Rahatlama amacıyla yapılan bazı hareketler kısa süreli fayda getirse de felce dahi gidebilecek rahatsızlıkları getirebiliyor. Özellikle masaj olayı ehli olmayan kişilere kesinlikle yaptırılmaması gerekir. Bu tür uygulamalar sırasında omuriliğin geçtiği kanallarda daralma oluştuğu için basınçla sinirlerin daha da sıkışmasına neden olabiliyor. Boyun kütletme boyun fıtığına neden olup, vücutta kalıcı ve iş gücünden mahrum bırakabilecek kötü sonuçlar doğurabiliyor. Sonuçta rahatlamak için yapılan hareketler aksine çok önemli rahatsızlıkları tetikliyor.”
YAŞLILARDA DAHA RİSKLİ Kişilerin berberde, hamamda ya da evde yaptırdıkları masajın omurgalar arası yastıkçı denilen disk dokusunun dış kısmı ve iç kısmını yırtarak sinirlere baskı yaptığını böylece boyun fıtığına neden olabilecek olumsuzlukları oluşturabildiğini belirten Altıncık, yaşlılarda masajın daha riskli olduğunu ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü: “Boyun ve omurga ağrılarını gidermek için uygulanan masaj inme riski yani beyin ve damar tıkanıklığı riskini yaşlılarda daha da artırabiliyor. Çeşitli kaynaklar tarafından yapılan araştırmalarda, omurgayı düzeltme amaçlı yapılan masajın da damar içinde yırtılmaya neden olabildiği saptandı. Boyun ağrısının masaj yoluyla giderildiği bu güne kadar pek rastladığımız bir durum değil.”
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
» 16/4/2007 - Sigarayı Greyfurt Suyu ile Bırakın
Uzmanlar, sadece Türkiye’de yılda 110 binden fazla ölüme neden olan sigarayı bırakırken, güne bir bardak greyfurt suyuyla başlanmasının sigara içme arzusunu azalttığı bildirdi.
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Sigarayı Bırakma Polikliniği sorumlusu Yrd. Doç. Dr. Ruhuşen Kutlu, sigaranın Türkiye’de 110 bin, dünyada ise 4 milyondan fazla kişinin ölümüne yol açan ve ayrıca birçok hastalıklara neden olan en tehlikeli bağımlılık olduğunu söyledi.
Birçok tiryakinin sigarayı bırakmak istediğini, ancak bunun çok zor olacağı düşüncesiyle endişeye kapılıp hedeflediği başarıya ulaşamadığını dile getiren Kutlu, sigarayı bırakmada en önemli unsurun kişinin kararlılığı olduğunu bildirdi.
Sigarayı bırakırken ilk günlerde sık aralıklarla nikotin isteği uyanacağını belirten Kutlu, bunun ilerleyen günlerde daha uzun aralıklarla ortaya çıkacağını, gelen sigara içme isteğinin derin nefes alıp verme ile giderilebileceğini kaydetti.
Güne başlarken içilecek bir bardak greyfurt suyunun sigara içme arzusunu azaltacağını ve nikotin gibi sigaradan kaynaklanan zehirli maddelerin vücuttan atılmasını kolaylaştıracağını ifade eden Kutlu, şunları kaydetti: “Birkaç gün içinde öksürük görülür. Öksürük sigaranın vücutta biriktirdiği zararlı maddelerin dışa atılımını sağlar. Sigarayı bırakan kişi örnek olduğu için çevresinden en az 5 kişinin daha sigarayı bırakmasını sağlar. Sigarayı bıraktıktan sonraki ilk dakikalardan itibaren vücutta ortaya çıkan olumlu değişiklikler bu maddeden neden hemen uzaklaşılması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.”
BIRAKINCA VÜCUT KENDİNİ YENİLİYOR Sigarayı bırakma kararının verilmesiyle yaşanan psikolojik durumun da etkisiyle son içilen sigaradan yaklaşık 20 dakika sonra tansiyon ve nabzın normale dönmeye başlayacağını vurgulayan Kutlu, şunları söyledi: “Aynı gün içinde, günün sadece üçte birlik diliminde vücut kendini yenilemeye geçer. Artık bu andan itibaren kalp krizi riski giderek düşmeye başlar, 1 yıl sonra yarıya iner ve 10 yıl sonra da risk, sağlıklı insanla aynı düzeye iner. Vücudun akciğer başta olmak üzere diğer organlarında biriken sigaranın zehirli maddeleri vücuttan atılmaya başlar.”
Sigaranın bırakılmasından sonraki 2 gün içinde ve sonunda, cildin kendini yenileyeceğini, vücuttaki nikotinin atılacağını, tat ve koku alma duyularının tiryakilik dönemine göre işlevini daha iyi göreceğini vurgulayan Kutlu, “Akciğerin kapasitesi, 2 hafta sonunda balgamın da atılmaya başlamasıyla yükselir. Yürüme, koşma ve spor daha da kolaylaşır. Artık sağlıklı bir vücut için güçlü bir akciğerle rahatça hafif spora başlanabilir” dedi.
Kutlu, 9 ay sonra ise akciğer rahatsızlıklarının ve öksürüğün azalacağını belirterek, “5 yıl sonra ağız, boğaz ve yemek borusu kanserlerinin riski yarıya iner. Kişinin sigara yüzünden yaşlanmadan ölme riski azalır. Sigarayı bırakan kişinin daha sağlıklı bir yaşlılık geçirme olasılığı artar” diye konuştu. |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
» 16/4/2007 - Göz" ile ilgili doğrular ve yanlışlar
Göz sağlığıyla ilgili neleri doğru biliyorsunuz, neleri yanlış. Bilim Üniversitesi Göz Anabilim Dalı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Halil Bahçecioğlu'ndan doğrular ve yanlışlar.
Göze çayla pansuman yapmak doğru mu? DOĞRU Doğru, ben çayla pansumanı hep tavsiye ederim. Demlendikten sonra uzun süre beklemiş çayın içinde antiseptik maddeler oluşur. Bunlar neredeyse bir antibiyotik görevi görür. O yüzden göz arpacığı, kirpik dibi iltihabı ve göz nezlesine çayla pansuman çok iyi gelir. Akşam demlenmiş çayı bekletip, sabah pansuman yapmak en doğrusu.
Ya göz altlarında oluşan morluklar, onlardan kurtulmak için hemoroid kremleri işe yarar mı? YANLIŞ Bağımlı olursunuz. Hemoroid kremlerinin damar büzücü etkisi vardır. Tıpkı göz damlası gibi. Gözünüz kızarır, damlayı damlatırsınız ve gözünüz bembeyaz olur. Yalnız bu kremleri kullanmaya başlarsanız, devamlı sürmeniz gerekir. Çünkü siz damarı büzdükçe damar açılacaktır. Yani hemeroid kremine bağımlı kalabilirsiniz. Buz kompresi de göz altı morluklarını giderir.
Çok okumak, çok çalışmak gözü bozar. YANLIŞ Gözün temel işlevi görmektir. Dolayısıyla, göz asli görevini yaparken zarar görmez. Yeter ki; bu sırasında ultraviyole ışık, lazer ışığı, demir kaynağı gibi güçlü ışıklara maruz kalmasın.
Açık renk gözler, ışığa çok hassastır. DOĞRU Açık renk gözler koyu renk gözlere oranla daha az pigment içerdiğinden, ışığa karşı daha hassastır.
Uzun süre bilgisayar karşısında çalışmak gözü bozar. YANLIŞ Bilgisayardan yayılan ışınların göze zararı yoktur. Gözünde kırma kusuru olan kişilerde; kızarıklık, ense ve baş ağrısına neden olabilen bilgisayar sağlıklı göze negatif etki etmez.
A vitamini gözü kuvvetlendirir. Bol havuç yemek görmeyi keskinleştirir. YANLIŞ Sadece yaşlılarda makula dejenerasyonunun önlenmesinde A,C, E vitaminleri ile çinko ve bakır minerallerinin faydalı olduğu kanıtlanmıştır.
Havuç göz için çok iyidir YANLIŞ Öyle olsaydı ben her gün havuç yerdim... Kayısı yiyin çok iyi gelir, havuç yiyin daha iyi görürsünüz gibi bir şey bugüne kadar bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Tek yönlü gıda almadığınız sürece vücudun ihtiyacı olan tüm vitaminleri yediklerinizden zaten alırsınız.
Gözü bozuk kişilerin çocuklarının gözlerinin bozuk olma riski yüksektir. DOĞRU Miyop, hipermetrop, astigmat, presbiyopi ve göz tansiyonunda genetik faktörün çok önemli olduğu kanıtlanmıştır. Televizyonu yakından izlemek gözü bozar. YANLIŞ TV'yi yakından izleme gereksinimi olan kişilerin gözünde zaten kırma kusuru vardır. Özellikle çocuklarda, bu durum göz bozukluğunun önemli bir işaretidir.
Gözde ışık çakmaları ve leke göz bozukluğunun belirtisidir. DOĞRU Mutlaka ciddiye alınmalı ve bir uzmana başvurulmalı.
İsli cam güneşe veya güneş tutulmalarına karşı gözleri korur. YANLIŞ Bu tip materyaller göz bebeğini büyüttüğünden, göze zararlı ışınların daha fazla girmesine neden olur. Güneşe veya güneş tutulmasına ultroviyole ışınları ve belli dalga boyunu absorbe eden camlarla bakılması gerekir. Atari oyunları gözü bozar. YANLIŞ Görme pasif bir eylemdir. Gözünde kırma kusuru olanlarda baş ve boyun ağrılarına neden olabilen atari tipi oyunların sağlıklı göz üzerinde olumsuz etkisi yoktur. Hatta, göz tembelliğinin tedavisinde olumlu etkileri olur. Çok ağlamak göz yaşlarını kurutur. YANLIŞ Göz yaşı göz çevresindeki çeşitli dokularda sürekli üretilir. Ağlamakla kurumaz.
Prof. Dr. Halil Bahçecioğlu |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|